Allah Teâlâ, Musa aleyhisselam ile konuştuğunda ona bildirdiği hakikatlerden biri, kendisinin âlemlerin Rabbi olduğunu ve kendisinden başka ibadete layık hiçbir ilah bulunmadığını bildirmesidir. Tâhâ suresinde Rabbimiz şöyle buyurur:

“Şüphesiz ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ, 20/14)

Kardeşlerim, dikkat edelim! Allah’ın Musa aleyhisselam’a bildirdiği bu hakikat, İslam’ın temelini oluşturan tevhiddir. Tevhid, her şeyin başı, her işin özü ve bütün kulluğun temelidir. Allah’ın razı olduğu, peygamberlerin insanlara bildirmek için gönderildiği en büyük hakikat budur.

Peki, tevhid nedir? Tevhid, Allah’ı birlemek; yalnızca O’nu ilah kabul etmek, ibadeti yalnızca O’na yöneltmek ve kulluğu O’nun bildirdiği ölçülere göre yaşamaktır. Müslümanın hayatında tevhid, yalnızca dille söylenen bir söz değildir. Hayatın her alanını kuşatan, insanın inancını, davranışlarını ve kulluk anlayışını şekillendiren temel bir hakikattir.

Kardeşlerim, tevhid Müslümanın hayatından ayrı düşünülemez. İnsan hangi konuda konuşuyor olursa olsun, İslam’ın merkezinde tevhid vardır. Çünkü insanın yaratılış gayesi budur. Allah Teâlâ, Zâriyât suresinde şöyle buyurur:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56)

Rabbimiz bizi yalnızca namaz kılalım, oruç tutalım veya zekât verelim diye yaratmış değildir. Bütün bu ibadetlerin temelinde Allah’a kulluk etmek ve O’nu birlemek vardır. İnsan, hayatını Allah’ın rızasına uygun biçimde düzenlemeli, kulluğunun merkezine Rabbini yerleştirmelidir.

Allah Kitapları Neden İndirdi, Peygamberleri Neden Gönderdi?

Kardeşlerim, Allah’ın kitaplarını indirmesindeki temel maksat nedir? İnsanlara hangi hakikati bildirmek istemiştir? Bu soruların cevabını Kur’an’ın birçok ayetinde buluyoruz: Allah’a kulluk etmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak.

Allah Teâlâ, Hûd suresinin ilk ayetlerinde Kur’an’ın ayetlerinin sağlamlaştırıldığını ve hikmet sahibi olan Allah tarafından açıklandığını bildirir. Bu kitap, insanlara doğru yolu göstermek, kulluğun nasıl olması gerektiğini öğretmek ve onları Allah’a yöneltmek için indirilmiştir.

Peki, Allah Teâlâ bu hakikati insanlara ulaştırmak için ne yapmıştır? Peygamberler göndermiştir. İslam âlimlerinin kaynaklarında, peygamberlerin sayısına ilişkin farklı rivayetler aktarılmıştır. Ancak sayıları konusunda hangi rivayet esas alınırsa alınsın, peygamberlerin gönderiliş gayesi açıktır: İnsanları Allah’a kulluğa davet etmek ve onları sahte ilahlardan uzaklaştırmak.

Allah Teâlâ, Nahl suresinde şöyle buyurur:

“Andolsun, biz her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, tâğuttan kaçının’ diye bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 16/36)

Bakın kardeşlerim, bütün peygamberlerin davetinde ortak olan temel budur. İnsanları Allah’a kulluğa çağırmak, Allah’tan başkasına kulluk etmekten sakındırmak ve tevhid hakikatini gönüllere yerleştirmek.

Allah Resulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de kendisinden önceki peygamberlerin yolunu takip ederek insanları öncelikle tevhide davet etmiştir. Enbiyâ suresinde Rabbimiz şöyle buyurur:

“Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, ‘Benden başka ilah yoktur; şu hâlde bana kulluk edin’ diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiyâ, 21/25)

Demek ki kardeşlerim, tevhid belirli bir peygamberin davetine mahsus değildir. Hz. Âdem’den başlayarak bütün peygamberlerin insanlara bildirdiği temel hakikattir.

Peygamberimizin Davetinde İlk Sırada Tevhid Vardı

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, sahabelerini insanlara İslam’ı anlatmaları için görevlendirdiğinde de tevhidi ilk sıraya koymuştur.

Buhârî ve Müslim’de rivayet edildiğine göre, Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ, Muâz b. Cebel’in Yemen’e gönderilmesi sırasında Allah Resulü’nün ona verdiği tavsiyeyi nakleder.

Peygamberimiz, Muâz’a Ehl-i kitap olan bir topluluğa gideceğini hatırlatmış ve onları öncelikle Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmeye davet etmesini söylemiştir. Eğer bu daveti kabul ederlerse, Allah’ın kendilerine bir günde beş vakit namazı farz kıldığını bildirmesini istemiştir. Namazı kabul ettiklerinde ise mallarından zekât alınacağını anlatmasını tavsiye etmiştir.

Burada çok önemli bir nokta var kardeşlerim: Peygamberimiz önce tevhidi, ardından namazı, sonra da zekâtı bildirmiştir. Çünkü tevhid, diğer ibadetlerin üzerine kurulduğu temeldir.

Bu, namazın veya zekâtın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, ibadetlerin Allah katında makbul olması için iman ve ihlasın ne kadar önemli olduğunu gösterir. Müslüman, ibadetlerini yalnızca Allah’ın rızası için yapmalı ve kulluğunu tevhid anlayışı üzerine kurmalıdır.

Öyleyse düşünelim: İnsanların yaratılış gayesi tevhidse, kitaplar bu hakikati açıklamak için indirilmişse, peygamberler insanları tevhide davet etmek için gönderilmişse, Müslümanın hayatında tevhid nasıl ikinci plana atılabilir?

Tevhid Daveti Hiçbir Zaman Sona Ermez

Kardeşlerim, tevhid yalnızca Mekke döneminde anlatılıp sonra tamamlanmış bir konu değildir. Allah Resulü’nün davetinin ilk günlerinde olduğu gibi, hayatının sonuna kadar da temel bir yere sahip olmuştur.

Tevhid ve namaz, tevhid ve zekât, tevhid ve eğitim, tevhid ve cihad… Müslümanın hayatındaki bütün bu meseleler, Allah’a kulluk hakikatiyle birlikte ele alınmalıdır. Hiçbir konu, tevhidi unutturacak veya onu önemsiz gösterecek biçimde öne çıkarılmamalıdır.

Çünkü tevhid, insanın yalnızca dünyadaki davranışlarını değil, ahirete yönelik hazırlığını da şekillendirir. İnsan hayatını Allah’ın rızasına göre yaşamak istiyorsa, inancını korumalı, ibadetlerini ihlasla yerine getirmeli ve Allah’a kulluk konusunda istikamet üzere kalmaya gayret etmelidir.

Tevhid Müslümanın En Büyük Sermayesidir

Kardeşlerim, tevhid sahibi olmak, insanın elindeki en büyük nimetlerden biridir. Bir insan bunun kıymetini gerçekten bilse, hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu daha iyi anlar.

Tevhid, insanın dünyada doğru yol üzerinde kalmasına yardımcı olur. Kabir hayatına ve ahiret gününe imanla hazırlanmasının temelini oluşturur. Müslüman, hayatının her aşamasında Allah’a olan imanını korumaya, kulluğunu samimiyetle sürdürmeye ve son nefesine kadar İslam üzere yaşamaya gayret etmelidir.

Düşünün kardeşlerim, insan dünyadayken son nefesine kadar iman üzere kalmak ister. Peki, onu bu yolda ayakta tutacak olan nedir? Allah’a sağlam bir iman, samimi bir kulluk ve tevhid üzere yaşamaktır.

Rabbimiz, İbrahim suresinde güzel sözü güzel bir ağaca benzeterek şöyle buyurur:

“Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? Güzel bir söz, kökü sağlam, dalları göğe yükselen güzel bir ağaç gibidir.” (İbrahim, 14/24)

Bu ayetteki güzel söz, tefsirlerde kelime-i tevhid ile ilişkilendirilmiştir. Nasıl ki kökleri sağlam olan bir ağaç Allah’ın izniyle meyve veriyorsa, tevhid de müminin hayatında kök salmalı ve onun davranışlarına yansımalıdır.

Bir sonraki ayette ise Rabbimiz bu ağacın her zaman meyvesini verdiğini bildirir. Bu örnek bize, tevhidin yalnızca dilde kalmaması gerektiğini hatırlatır. İman, insanın hayatında karşılık bulmalı; ahlakında, ibadetlerinde ve insanlarla ilişkilerinde kendini göstermelidir.

İbrahim suresinin 27. ayetinde Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle sabit kılar.” (İbrahim, 14/27)

Kardeşlerim, insanın iman üzere sabit kalması, hayatını Allah’ın rızasına uygun biçimde sürdürmesi ve son nefesine kadar kulluğunda kararlı olması büyük bir nimettir. Bu nedenle tevhidi öğrenmek, anlamak ve hayatımıza taşımak hepimizin sorumluluğudur.

Tevhid nedir? Tevhid, Allah’ı birlemek, ibadeti yalnızca O’na yöneltmek ve hayatı O’nun bildirdiği hakikatler doğrultusunda yaşamaktır. Öyleyse tevhidi yalnızca bir söz olarak görmeyelim. Onu öğrenelim, anlamaya çalışalım ve hayatımızın merkezinde tutalım. Çünkü tevhid, Müslümanın dünyadaki istikametinin ve ahiret hazırlığının temelidir.

AnketKabirde insanları sorguya çekmekle görevli olan iki melek aşağıdakilerden hangisidir?